İRAN EKSEN DEĞİŞTİRİRSE TÜRKİYE NE KAYBEDER?

Batılı analistlerin ve Amerikan dış politika çevrelerinin önemli bir bölümü, İran’da Batı ve İsrail ile tam uyumlu bir rejimin kurulmasının bölgeye “istikrar” getireceğini savunuyor. Bu söyleme çok ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Zira önce şu soruyu sormak lazım: “Kimin için istikrar?” Bizce, Türkiye açısından bu değişim —ister askeri müdahaleyle ister dışarıdan yönlendirilen bir rejim çöküşüyle gerçekleşsin— bir rahatlama değil, yapısal bir daralmanın başlangıcıdır.

Türkiye’nin dış politikadaki hareket alanı, bölgenin tek sesli olmamasından beslenir. Daha önce de yazdığım gibi, İran sorunlu bir aktör. Sadece Türkiye için değil, diğer bölge ülkeleri için de böyle. Bunu kimse inkar edemez. Ama sorunlu aktörler bile, bazen bir güç dengesi işlevi görür. Türkiye, İran ile rekabet içinde olsa da bu rekabetin kendisi bile Türkiye’ye manevra imkanı tanır.

İran denklemden çıktığında bölge tek merkezli bir güç yapısına dönüşür. Tek merkezli yapılar, kendi dışında hareket eden aktörlere tahammül etmez. Türkiye Batı sistemiyle askeri ve siyasi bir ilişki içinde olsa da, kendi çıkarları doğrultusunda ayrıştığı her noktada çok daha sert ve çok yönlü bir baskıyla karşılaşacaktır. Karşılaşmıştır da… Güç çeşitliliği daralınca Türkiye’nin diplomatik sahası da fiziksel olarak küçülür.

Türkiye onlarca yıldır Batı dünyasına şunu söyledi: “Bu coğrafyaya açılan tek güvenli kapı benim.” Bu söylem biraz abartılı olsa da işlevsel bir gerçeği yansıtıyordu. Yaptırımlardan arınmış, Batı ile normalleşmiş bir İran bu işlevi devralmaya adaydır. Hem enerji rezervleri hem de Orta Asya’ya uzanan coğrafi konumuyla İran, Türkiye’nin sunduğu her şeyin daha ucuz ve daha doğrudan versiyonunu sunabilir. Batı için stratejik ilgi merkezi Ankara’dan Tahran’a kayarsa, Türkiye’nin onlarca yıldır beslediği “vazgeçilmez köprü” söylemi çöker.

Köprü olmaktan çıkıp sıradan bir sınır kapısına dönmek yalnızca prestij meselesi değildir. Masadaki pazarlık gücünün de bitmesi demektir.

Güvenlik boyutundaki en kritik değişken Kürt meselesidir. Irak ve Suriye’deki yapılarla uyumlu, bölgesel bir Kürt siyasi tasarımını destekleyen bir İran, İsrail ile birlikte Türkiye’yi güney ve doğudan eş zamanlı bir güvenlik baskısıyla karşı karşıya bırakır. Türkiye o zaman kendi dahil edilmediği bir güvenlik mimarisinin içinde kendini bulur. Bölgedeki projeler, Türkiyesiz gerçekleştirilebilir hale gelir.

Dahil edilmediğin ama sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığın bir mimari, stratejik felcin ta kendisidir. Hep söylendiği gibi, Ortadoğu’da “masada değilseniz yemek sizsinizdir.”

Bir başka mesele “koridorlar” meselesidir. Türkiye son yirmi yılda Orta Koridor için büyük enerji harcadı. Türkmen gazını, Kazak petrolünü Batı’ya taşıyacak hatların merkezi olmak için ciddi bir diplomatik ve finansal sermaye yatırıldı. Yaptırımlardan kurtulan bir İran bu tabloya girer ve coğrafi olarak çok daha doğrudan, çok daha ucuz bir alternatif rota sunar. Türkiye’nin transit rolü zayıflamak demek yalnızca döviz girdisi kaybetmek değildir. Küresel tedarik zincirindeki “gerekli durak” vasfının aşınması demektir.

Bu noktada “Türkiye’nin NATO üyesi olduğu; Batı bloku içindeki konumunun onu koruyabileceği ve  İsrail ile de ilişkilerin normalleşebileceği”  ileri sürülebilir ise de bu itiraz bölgesel gerçeklikle örtüşmüyor. NATO üyeliği Türkiye’yi Suriye’de, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta  ya da Kürt meselesindeki sürtüşmelerden korumadı; koruyamaz da… İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ise ancak Türkiye’nin bölgesel iddialarından vazgeçmesiyle mümkün olabilir ki bu da zaten teslimiyetin ta kendisidir.

Sonuç

Bölgedeki güç boşlukları yönetilebilir. Asıl tehlike boşluklar değil, Türkiye’nin manevra alanını kapatan aşırı yoğunlaşmış güç yapılarıdır.

İran’da dışarıdan dayatılan bir rejim değişikliği ile ABD/İsrail güdümünde bir yönetimin kurulması, Türkiye’yi tarihsel olarak alışkın olmadığı bir ikilemin eşiğine taşıyabilir: manevra alanı giderek daralan bir uyum ya da giderek maliyetli hale gelen bir özerklik. Bu iki uç arasında gri alanlar her zaman var olacaktır — Türkiye o gri alanda kalmayı becerebilir belki. Ama becerinin bedeli bugünkünden çok daha yüksek olacaktır. Seçenekler ortadan kalkmaz; ama hepsi çok daha pahalıya gelir.

Yorum bırakın